728 x 90

Yerinde kentsel dönüşüm: Uzun Çarşı örneği

Yerinde kentsel dönüşüm: Uzun Çarşı örneği

31 Temmuz 2018 Tarihli İsmail Kılıçarslan’ın Yeni Şafak’taki Uzun Çarşı’ya dair köşe yazısı.

Epeyce zamandır, daha doğrusu son halini ilk kez gördüğümden bu yana “Sakarya Uzunçarşı’yı yazmam gerekir” diyorum kendi kendime. Epeyce gecikti, nasip bugüneymiş.

“Yerinde kentsel dönüşüm” kavramını, teknik bir kavram gibi değerlendirmeye yatkın değilim. Daha doğrusu bu kavramı sadece “teknik bakımdan” ele almayı yanlış buluyorum. Şehir planlamacılarının ve yerel yönetim amirlerinin ekserisi bu kavramı “eskimiş yapının üzerine yenisini yapmak” olarak ele alıyor. “Teknik bakımdan” dediğim bu. Oysa kavram bundan ibaret değil.

O halde önce kavram üzerinde anlaşalım. “Yerinde kentsel dönüşüm”, mimari yaklaşımı, sosyolojiyi, insan hareketini koruyarak elde edilen “rant bağımsız” dönüşümü ifade eder.

Sözgelimi Bursa şehir merkezindeki o TOKİ ucubeleri bu meselenin son derece olumsuz bir örneğidir. Bir kere rant temellidir. Şehrin mimari yapısını, etraftaki yapıların kat sayısını hiç dikkate almamıştır. Sosyolojiyi ise hiç hesaba katmamıştır. İlgili mahallede oturan insanların bu evlerden hâsıl olacak rantı elde edip “kendi sosyolojilerine uygun bir başka mahalleye taşınmaları” fikrine yaslanır. Elimde bir istatistik yok tabii, fakat edindiğim izlenim, arsa sahiplerinin o evlerde oturma oranlarının yüzde onu geçmediği yönünde.

İstanbul’da Fikirtepe ve Sulukule’nin kentsel dönüşüm hikâyeleri de tam böyledir. Rant temelli dönüşümle mahallenin eski sakinlerini oralardan uzaklaştırıp yeni bir sosyolojiyi buraya taşımak fikrine dayanır. Aslına bakılırsa bu bir dönüşüm değil, daha ziyade “değişim”dir yani. Bu değişimi “cebren” yapmanız gerekmez üstelik. Şehrin merkezinde “yanlışlıkla” bulunan insanlar zaten giderler ortaya koyduğunuz modelle. Ankara Hacıbayram’da böyle oldu bu, Çinçin’de böyle oldu; İstanbul’da Süleymaniye’de böyle oluyor bu. Rant ile birlikte sosyoloji de kökünden değişiyor, yumuşak geçişle değiştiriliyor.

Ben bu durumda “köklülük” ile ilgili bir sorun görüyorum elbette. O yüzden, dönemin Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’ın ilçedeki Roman mahallesine yaptığı “size göre konutlar, sosyal yapılar üretelim, yaşam şartlarınızı düzeltelim” teklifi beni çok heyecanlandırmıştı. Proje akamete uğramadıysa şu aralar bitmiş olmalı.

Uzattım. Sakarya Uzunçarşı’yı anlatacaktım size oysa. Benim “yerinde kentsel dönüşüm” ile ilgili olarak şu ana kadar gördüğüm en başarılı proje Sakarya Uzunçarşı projesidir. Sebebini biraz uzun anlatmam gerekir.

Sakarya’yı az çok bilenler, Uzunçarşı’nın şehrin gerçek merkezi olduğunu bilirler. Çark ve Bosna Caddeleri bile Uzunçarşı’nın yanında “ikincil merkez” konumundadırlar.

Anadolu’daki pek çok adaşı gibi Sakarya Uzunçarşı da şehirdeki ticaretin, alışverişin kalbidir. Eh, yine Anadolu’daki pek çok adaşı gibi zaman içerisinde yorulmuş, eskimiş, hatta köhnemiştir.

Sakarya Büyükşehir Belediyesi de Uzunçarşı’yı baştanbaşa yenilemeye, restore etmeye karar vermiş. Yine bilen bilir. Sakarya “geç dönem Osmanlı şehri” olduğu için şehrin neredeyse en kıymetli sivil ve dini mimari örnekleri Uzunçarşı etrafındadır. Belediye, hem bu yapıların ortaya çıkmasını hem de bir “turizm güzergâhı” oluşturmayı amaçlamış projeyle.

Burada bir duralım.

Standart bir yerel yönetim, bu tip restorasyonlarda sürekli “rant” peşindedir. Sabık Bursa Belediye Başkanı Recep Altepe’nin “restoran için restorasyon” kampanyası aklımızdadır mesela. Restorasyon adı altında sürekli yeni rant alanları elde ederek bir de üzerine son derece şaibeli tarihi kentler bilmem nelerinden ödül almışlığı falan vardır.

Sakarya Büyükşehir’in projesinin farkı tam burada bence… Rant mant kovalamadan, çarşı esnafının bir tekinin bile yerinden edilmediği bir projeyle tabiri caizse “çiçek gibi” yapmış Uzunçarşı’yı Başkan Zeki Toçoğlu.

Çarşıyı bir başından bir başına büyük bir zevkle dolaşabiliyorsunuz. Elli yıldır çarşıda yerleşik esnafın dükkânlarına uğraya uğraya, Osmanlılardan, Rumlardan ve Ermenilerden kalma sivil ve dini mimari alanında şahane örnekler göre göre üstelik. Dahası, o çay ocağı da orada duruyor, o mis gibi sıcak ekmek kokusu yayan fırın da.

Türkiye’deki mimari dönüşüm meselelerini biraz da burasından çalışmak gerekir. Şehirlerimizin de sosyolojimizin de kurtuluşu tam buradadır zira.

Bir küçük not: Yolunuz Uzunçarşı’ya düşerse meydanın iki ucundakilere değil, aralardaki esnaf çay ocaklarının önündeki taburelerden birine çökün. Bir çay içimi süresince “köklülük” ne demek, ta derinden hissedeceksiniz.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi

Son Yazılar