728 x 90

ÇOK Kıymetli Valimiz

ÇOK Kıymetli Valimiz

Valimize, bir rica.

Sayın Valimiz, sizlerin de malumunuzdur, Elazığ’da topladığınız sevgi yükünüzle, şehrimize teşrif ettiğinizde, şehirce hepimiz çok sevindik. Uzun yıllardan beri, bir Vali atamasına bu kadar sevinmemişti şehrimiz. Sizlerin heyecanı, sıradışı idarecilik anlayışınız, bizleri de heyecanlandırdı. Derken, gelmeden önce “yatırım” müjdesi verişiniz, bizi bazı sorularla baş başa bıraktı. Bu yatırım müjdesine birçok Sakaryalı sevinirken, bu mecra etrafında toplanan bir grup genç kardeşiniz olarak biz bu yatırımın muhtevasını konuşmaya başlamıştık. “Ne, nasıl, kim, nerden, niye, niçin” gibi birçok soruyu sorduk durduk. Endişemizi haklı görün, muhtevasına haiz olmadığımız bir yatırıma sevinmek bize göre değil. En azından kendimizi yeşili ve maviyi çok sevişinizle teselli ettik. Hâlâ da öyle…

Aslında meselemiz bu yatırım da değil, bu yatırım üzerinden bazı yorumlara ihtiyaç duyduk. Sizlerin yeşile ve maviye olan sevginizin bir şiirsellik içerdiğini görüyoruz. Gittiğiniz her yerde güzeli aramanız sizi şiire davet ediyor. Şiirin de başlı başına bir davet olduğunu hepimiz biliyoruz. Aslında Şiire müracaat edişimiz düşüklükten sâlim kalabilmek içindir. Düşüklük sürüye mensup olmağı umursamayanların payına düşer. (1) Bu yüzdendir ki, sizlerin de sâlim kalabilmek için şiire müracaat ettiğinizi düşünüyoruz.

Şiirin sâlim kalabilmekle ilişkisini bir zemine oturtabilirsek, doğanın bir denge üzerine tesis edildiğini ve başlı başına bir şiirselliğe ait olduğunu keşfetmemiz de zor olmayacaktır.

Bu zamana kadar kahir ekseriyetle dünya çapında karar vericilerin yaptığı hataların başında, doğayı bir oyun hamuru olarak görmeleri geliyor. Doğayı kendi başına bırakmanın, onun özgünlüğünü muhafaza etmenin bir ölçü olduğu sırrına vakıf olamayınca, doğaya dair yaptığımız her şey biz insanların eline yüzüne bulaşıyor. Thoreau doğanın uyarıcılığı hakkında şunları söyler, “Vahşi olanın uyarıcılığına ihtiyacımız var… Her şeyi içtenlikle araştırıp öğrenmemize karşın, her şeyin bir gizem taşıması ve uzak kalması, deniz ve karanın sonsuz şekilde vahşi kalması ve erişilemez oldukları için erişilememeleri gerekir. Doğa hiçbir zaman yetmez. (2)

Neden Thoreau’nun dediklerine dikkat çekiyoruz? Çünkü ülkemizde, o güzel ve gizemli vahşiliğini koruyan her güzelliğe vizyon proje alanı olarak bakan bir anlayış var. Sizler de, şehrimize geldiğinizden bu yana birçok doğal güzelliği keşfediyor ve takipçilerinizle paylaşıyorsunuz. Zaman zaman proje müjdeleri veriyor ve bu alanları turizme kazandırmaktan bahsediyorsunuz. İnanın bunlara karşı değiliz. Elbette yaşadığınız ve idari anlamda elinizin değdiği bu şehrin güzelliklerini herkesin bilmeye ihtiyacı var. Ancak sizden rica ediyoruz, dünyada, özellkile ülkemizde kimi idarecilerin düştüğü o hataya şehir olarak bizler de düşmeyelim, el değmemiş oluşuyla değerli olan, bizi uyaran ve gelecek nesillere bırakacağımız en güzel mirasları bozguna uğratöayalım.

Joseph Beuys bir manifestosunda şu ifadelere yer verir, “… her ağaç için, dokunulmamış her arazi parçası, zehirlenmemiş her akarsu, her eski kent merkezi için ve düşüncesiz her yapılaşma projesine karşı savaşmak artık hiçbir şekilde romantik değil, son derece gerçekçidir.” (3) Yani Beuys, artık bunca tahribata karşı dokunulmamış, el değmemiş doğanın yanında savaşmamız gerektiğini vurguluyor. Ne yazık ki, ülkemizde, doğayı güzelleştirmek adına atılan adımların belirli bir felsefeye, belirli bir düşünceye, belirli bir ar-ge’ye dayandırılmaksızın ilerlemesi sonucunda ortaya acı bir tablo çıkabiliyor.

Daha önce sitemizde de tepki gösterdiğimiz Acelle Yaylası’ndaki tesisleşme çalışmaları bu acı tecrübenin bir sonucudur. Yine aynı şekilde Sapanca’nın el değmemiş ormanlarının imara açılarak veya hangi usülle olursa olsun yok edilerek yapılaşması geleceğimizin yok edildiğinin bir resmidir. Sizlerden özellikle ricamız, önce var olan doğal güzelliklerimizi tüm iradenizle koruma altına almanızdır.

Aşağıda görsellerle bu yapılaşmayı anlatmaya çalışıyoruz:

Sapanca -1
Sapanca -2
Giderek yayılan yapılar. – Sapanca-3
Ahmediye Bölgesi – Mermer Ocakları

Yine aynı şekilde, Türkiye’nin en güzel kampüslerinden birine sahip olan Sakarya Üniversitesi’nin etrafındaki tüm yeşillik alanların ev ve apartlarla dolması üniversitenin o huşu dolu eğitim-öğretim atmosferini zedeleyecektir.

Sakarya Üniversitesi – Beşköprü Birleşme noktası… Daha önce ağaçlık olan bu bölgelere lüks siteler ve apartlar yapıldı.

Sonuç olarak, vizyon projelere geçmeden önce, en büyük temennimiz var olan değerlerimizi koruma altına almaktır. Sorumluların bizzat kim olduğunu bilmesek de, hafızamızda şu cümle tazeleğini koruyor, “Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu…”

Lütfen hep birlikte, yeşilimize, mavimize, ağaçlarımıza ve şehrimize sahip çıkalım. Sapanca’nın ormanları nasıl yok ediliyorsa, şehir merkezinde henüz oturmamış mimari anlayışın daha da yok edilmesine şehir estetiği adına ses çıkaralım. Kent Park gibi, şehrin kalbine kondurulan Uçak Restorana, bir tanecik meydanımız olan Kent Meydanı’na kondurulan irili ufaklı (irili ufaklı olması estetik olması anlamına gelmiyor) Bal, Süt, Kabak, Yumurta, Çaykur, Bebek Bakım Evlerine de dur diyelim. Karşısında durmayalım, alternatif üretelim. Yapılan hizmetlerin ulaşılabilir olması tıka basa boş alanları doldurmak anlamına gelmiyor. Bunun farkına varalım.

Sayın Valimiz, sizin öncülüğünüzde, bu yanlışlardan dönelim. Şehirciliğin bu olmadığını anlatmaya çalışalım. İnanın, burada hem sizlere hem lüks villaları yapanlara hem de şehir merkezini tıka basa dolduranlara methiyeler düzüp, alkışlamayı bizler de çok isterdik. Fakat daha önce de çok defa ifade ettiğimiz gibi, bizim kimseden bir beklentimiz yok. Asla olmadı.

Bizi anlayışla karşılayacağınızı umuyor, saygılarımızı sunuyoruz.

(1) Şiir Bir Tesellidir: Ne Az Ne de Çok, İsmet Özel
(2) Henry David Thoreau (1854/1960)
(3) Joseph Beuys (1921-1986)

Son Yazılar